26 Kasım 2013 Salı

Paris

Paris kimine göre bir aşk şehri, kimine göre eşsiz bir kültür sanat merkezi, kimine göre dünyanın başkenti, kimine göreyse gayet sıradan hatta gri, eski bir şehir. Ya çok sevilir Paris ya da hiç sevilmez. Her ruhtaki algısı, duruşu farklıdır. Bence en turistik, en estetik, en süslü başkent Paris. Bir caddenin başından baktığınızda kilometrelerce ilerisini görebilirsiniz.
Paris hakkında gezilecek yerleri anlatmak oldukça güç, çünkü dipsiz bir kuyu Paris. Kişisel ilginize ve kalış sürenize göre elbette değişiklik gösterir. Ama en azından gezip gördüğüm kadarıyla paylaşmak isterim.
Hep derim bir şehri tanımak için, yürüyerek gezmek gerek diye, Paris de yürümeye çok elverişli.
Pariste; Orly ve Charles de Gaulle  olmak üzere iki tane hava alanı var. Hangisine inerseniz inin alandan trenle şehre gelmek çok kolay. Alanda bavulunuzu aldıktan sonra “Rer B- Paris by Train” tabelalarını takip edin. “Billets Ile-de-France” yazan makinalardan kredi kartınızla ya da bozuk paranız varsa € 8,5 ‘ya bilet satın alabilirsiniz.
Kendinize bir an önce Paris sokak haritası ve metro haritası edinmenizi öneririm. Hatta bence gitmeden önce googledan bir harita bulup üstüne de gidilecek yerleri işaretlemeniz size hem zaman kazandırır, hem de kolaylık sağlar.
Otel bakarken Opera binası ve yakın çevresinde kalmaya çalışın. Hem merkeziyeti, hem gecenin bir vaktinde bile otele dönseniz güvenli olması, hem de oldukça canlı ve hareketli bir bölge olması burayı cazip hale getiriyor.


Opera Binası; Paris’in en büyüleyici binalarından biri. Tam karşısında yer alan Cafe de Paix de bu güzel binayı seyrederek bir kahve yudumlayabilirsiniz. Haussman Bulvarı Lafayatte ve Printemps alışveriş merkezlerinin de bulunduğu, pek çok cafe ve restaurantın da yer aldığı yürümesi oldukça zevkli bir cadde.



Louvre Müzesi; Paris’in büyüleyici sanat müzesi. Layıkıyla gezmeye kalkarsanız en az 2 gününüzü vermeniz gerekir. Vaktiniz yoksa bile dışardan o ihtişamı görmeden geçmeyin derim.
Concorde Meydanı; Fransanın ikinci, Parisin ise en büyük meydanıdır. Fransiz ihtilalinin önemli simalari bu meydanda idam edilmislerdir. Şehrin pek çok yerinden görülebilen dönme dolap da bu meydanın louvre müzesi'ne yakın tarafında kalır. Bu meydandan Champse Elysees caddesine rahatlıkla yürüyebilirsiniz. Parislilerin deyimiyle “La plus belle avenue du monde” yani dünyanın en güzel caddesini görmek isterseniz Champs-Élysées’(Şanzelize) ye yolunuz mutlaka düşmeli. Bir ucunda Place de la Concorde, diğer ucunda ise Place Charles de Gaulle (l’Étoile)’ün bulunduğu 2 km uzunluğunda ve kenarları kestane ağaçlarıyla kaplı lüks bir caddedir. 


Champs Elysees (Şanzelize) Paris’in en ünlü ve Fransızlar tarafından en beğenilen bulvarı. Pek çok ünlü markanın da yer aldığı, şık cafeler ve restaurantlardan oluşan caddeyi boylu boyunca yürüdüğünüzde karşınıza çıkan zafer anıtı, Arc De Triomphe ise kesinlikle görülmeye değer. Zaferlerini taçlandırmak isteyen Napoleon’un emriyle yapımı başlamış olan anıtta, 1. dünya savaşında ölen bir askerin mezarı ve hiç sönmeyen meşalesi de bulunmaktadır. Eğer gelmişken Şanzelize’de yemek yiyelim derseniz, dünyaca ünlü meşhur Bruksel markası Leon’da tencereyle midye yiyip, yanına seçtiğiniz midyeye uygun biranızı yudumlayabilirsiniz. Kesinlikle çok başarılı.



Paris’e gelip Eyfel kulesini görmemek elbette olmaz. Paris ile adeta özdeşleşmiş, Paris denildiğinde akla ilk gelen, gözümüzde ilk canlanan şeydir. Vakti olan, isteyen elbette o sıraya girip, yukarı çıksın, hatta tavsiyeye göre en tepeye kadar, ama 4. kez geldiğim halde hiç çıkmayı düşünmedim. Belki de Paris’i eyfelsiz görmeyi sevmediğim içindir. O nedenle Sacre Coeur’den Paris’i seyretmeyi tercih ve tavsiye ediyorum.


Sacre Coeur, Pigale metro durağının yukarısında, Montmartre’da. Pigale batakhaneleri, sex shopları ve Moulen Rouge gibi revüleriyle ünlü...Gece geç saatlerde yalnız başınıza yürümenizi tavsiye etmem ama kesinlikle görülmesi gerekir. Pigal’den Montmarte’a yurkarı tırmanıyorsunuz ama yol çok tatlı, sağlı sollu cafeler, butikler, souvenirshoplarla, anlamadan kendinizi tepede buluyorsunuz. Meşhur Scare Coeur katedrali tüm ihtişamıyla karşılıyor sizi, buraya aynı zamanda ressamlar tepesi de deniyor, irili ufaklı caz barların, cafe ve restaurantların yanı sıra adım başı ressam ve karikatürcülerin de yer aldığı bir tepe. Kuş bakışı tüm Paris’i izleme imkanı sunan bu tepe, nasıl ilham vermesinki ressamlara...Gerçi sadece manzara resmi değil, yanınıza gelip sizin karakalem resminizi yapmayı teklif edenler de olacaktır. Bu tepe bence hem gece hem gündüz görülmeli, yeterli vaktiniz yoksa gün batımına yakın gelip, güneşi batırıp, sonra da güzel bir Fransız şarabı eşliğinde akşam yemeğini yemenizi öneririm. Ben Le Ceni’s Restaurantta, kişi başı 19 € luk paket menü seçtim, hem başlangıç, hem ana yemek hem de tatlıdan oluşuyor ve bol alternatifiniz var. Özellikle başlangıç olarak soğan çorbasını tercih etmenizi öneririm, muhteşemdi.


Les Invalides; Bir mimari harikası, müze aynı zamanda Napolyonun mezarı. İhtişamlı, çok güzel bir bahçesi var. İçini gezmeye vaktiniz yoksa bile dışardan görmeye değer.
D’orsay Müzesi, nehrin hemen kenarında, Monet, Degas, Renoir gibi ünlü ressamların resimlerinin sergilendiği bina, eskiden tren garı olarak hizmet veriyormuş. Eğer yıllarca resimlerini kitaplardan gördüğünüz bu tabloların orjinallerini görmek isterseniz, kesinlikle kaçırmayın derim.
St .Germain bölgesi ismini St.Germain kilisesinden alır.  Paris’in en sevdiğim yerlerinden biridir. Hem çok Paris gibi, hem bambaşka. Küçük butikleri ve cafe brasserieleriyle ünlüdür. Yine aynı isimde sağlı sollu markaların yer aldığı mağazalarla ünlü bulvarı vardır. Hatta dünyaca ünlü Sorbonn üniversitesi de burdadır.
Paris’in en romantik yerlerinden biri de yine St.Germain bölgesindeki meşhur  Lüksemburg Bahçesi. 17.yüzyılda Lüksemburg Sarayı ve günümüzde Fransız Senatosu olarak kullanılan binanın da içinde bulunduğu Jardin du Luxembourg, sakinliğin, huzurun, estetiğin adresidir. Bir banka oturup, saatlerce vakit geçirebileceğiniz bir parktır, saat 18.00 de güvenlik sebebiyle kapanmaktadır, o yüzden çok geçe kalmayın derim.


Arkanızı Luxembourg bahçesine verip, Seine nehrine doğru dümdüz yürürseniz, Fransız Akamdemisinin heybetli yapısına ve araba geçmeyen üzeri asma kilitlerle kaplı meşhur (Pont Des Arts)  Sanatlar Köprüsüne çıkmış olursunuz. Burası Paris gençlerinin akşamları  populer buluşma mekanı. Aynı zamanda efsaneye göre Paris’e gelen aşıklar o asma kilitlere isimlerini yazıp, köprüye kilitleyip, anahtarını da nehre atıyorlarmış. Böylelikle sonsuza kadar kendilerini birbirlerine bağlamış oluyorlarmış.  Köprünün üzerindeyken, arkanızı akademiye donerseniz, karşınızda louvre sağınızda ise yine görmeden geçmeyin diyeceğim meşhur en eski tarihi köprü Port Neuf’u göreceksiniz. Yine o istikamette gözünüzü biraz daha ilerilere kaydırırsanız  Notre Dame katedraline  ulaşacaksınıuz..


 Notre Dame, Seine nehrinde bulunan Ile de la Cite adacığında doğmuş gotik bir katedral. Kapnın önündeki uzun kuyrukları takip ettiğinizde içeri giriş yolunu buluyorsunuz ama buna değer. Sadece içinde tuvalet ve asansör olmadığından yukarı çıkmak isterseniz iki kere düşünün derim. Civarda pek çok rakletçi göreceksiniz, eğer karnınız açsa mutlaka birine oturup, raklet yemenizi öneririm.Notre Dame’in hemen ön tarafında yerde meşhur Paris’in sıfır noktası diye bilinen bir taşı var. Rivayete göre buraya ayağını basan, mutlaka tekrar Paris’ e gelme şansı yakalarmış.


Ordan ayrılıp, nehrin hemen diğer tarafında şehrin yine bir mimari harikası olan belediye binası Hotel De Ville’in önünde fotoğraf çektirip, daha bohem tarafına yani Le Marais bölgesine doğru ilerliyoruz. Rambuteau caddesi üzerinden, Francs Bourgeois’e devam eden uzun  bir cadde. Victor Hugo’nun evi ve pek çok Parisli için şehrin en güzel meydanı olan Place Des Vouges yolumuza çıkıyor.


Place Des Vouges, sadece turistlerin değil Parisliler’in de vakit geçirmekten zevk aldıkları bir park. Dört bir yanı aynı mimariyle çevrili olan parkın manzarası tahmin edersinizki oldukça sıradışı ve güzel. O binalardan 6 numarada ise Victor Hugo’nun evi bulunmakta. Burdan çıkıp yolunuza aynı caddeden devam ettiğinizde meşhur Bastil meydanı sizi karşılıyor olacak.


15. Louis tarafından önemli kişileri cezalandırmak amacıyla bir hapishane olarak kullanılan Bastille, Fransız İhtilali dönüm noktasına ulaştığında, halk monarşinin sembolu olan bu hapishanesiyi basmıştı. Hemen gerisinde yeni Opera Binası uzanıyor.  Tarihi evler ve özellikle de vitrinler çok  zevkli.


Paris’in gece hayatını hiç bir gelişimde tam kavrayamadım, sadece size iki guzel bar tavsiye etmek isterim. Ilki Concorde meydanında ara sokaktaki Buddha Bar, diğeri ise Bastile meydanına giden yolda Barrio Latino.

Barrio Latino
46 Rue du Faubourg
St. Antoine, Paris, Fransa 
Tel: 01 55 78 84 75

Buddha Bar
8/12 rue Boissy d'Anglas
75008 Paris, FRANCE.
Tel: 01 53 05 90 00

Le Ceni’s Restaurant
7 rue du Mont Cenis
75018 Paris
Tel: 01 42 55 51 52

Leon De Bruxelles
63 Av. des Champs Elysées
En face de la FNAC
75008 PARIS
Tel: 01 42 25 96 16

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme