23 Eylül 2011 Cuma

Alaçatı & Sakız Adası

Sanki kartondan yapılmış bir çizgi film seti...Gerçek olamayacak kadar güzel, her şey minik, biblo gibi bi yer Alaçatı. Hiç bir yere benzemiyor, kendine has dokusu, arnavut kaldırımlı yolları, birbirinden şık, şirin butikleri, cafeleri, restaurantları, ergovanları, begonvilleri...Yürürken o güzelim sokaklarda  parmağımı çekemedim deklanşörün üzerinden. Her attığım adımda yeni bi resim karesi... Alaçatıyla tanışmam gerçekten çok büyüleyici oldu. 2 gün ise asla yetmedi. Tadı damağımda kalarak ayrıldım ordan ve tüm yarım kalanları seneye tamamlamayı ümidederek...


Akşamüstü arabayla geldik Alaçatı'ya ve doğru Panda Butik Otel 'in yolunu tuttuk. Öyle masalsı bir yerki, Alaçatı'nın güzelliğine bu kadar uyum sağlayabilir. Adı üstünde Panda, kapıdan girdiğimiz andan itibaren küçük pandalar karşılıyor bizi ve tabi bir de iki günlük tatilimiz boyunca bizden yardımlarını esirgemeyen Panda'nın sahibi Baki Bey. Yemyeşil bir bahçe ve iki katlı bembeyaz evler, çimlerin üzerinde küçücük tahta beyaz masalar, sandalyeler...Odamıza kadar bizzat kendisi eşlik ediyor. Daha odamıza girmeden, merdivenlerde mis gibi çiçek kokuları geliyor burnumuza...Her bir odanın ayrı adı var; bizimki elma, hemen yan oda kiraz, eğer iki kişiden fazlaysanız karadut var, o daha da büyük, hatta kışın giderseniz şöminesi de var. Yatağın çevresinde mor cibinlik var, havlular yine aynı cibinlikten fiyonklu, her yer tertemiz, odanın penceresinden bahçenin güzelliği seyrediliyor.

Panda Butik Otel
Burdan hiç çıkmadan o bahçedeki salıncakta kalmak istedim ama kısıtlı zaman olunca hemen atıverdik kendimizi Alaçatı'nın sokaklarına, hava alacakaranlık, güneş batmak üzere...Arnavut kaldırımlı yollarda hava loşlaştıkça her yerden ayrı bir ışıklandırmayla ışıldıyor sokaklar, dükkanlar hatta butikler bile mağazalarının önüne zarif biblo gibi birer sandalye masa atmışlar, arada nefes alıp, kahve içmeye çıkıyorlar. Biraz yürüdükten sonra Tuval diye bir restaurant çıkıyor karşımıza,
sokağın iki tarafına da yuvarlak masalar atmış, çok şık bir dekorasyon, çiçekler, aydınlatma, o masaların estetiği...



Karnımız da acıkmış ama daha gezmeye doyamadık, garsona 1 saat sonrası için bu masayı bize ayır gelicez dedikten sonra, devam ediyoruz sokaklarda gezinmeye...Butiklerin vitrinleri; her biri özenle tasarlanmış, fiyatlar alışılagelmişin üzerinde ama Eylül'de gittiğimiz için herşey yarı fiyatına sezon indirimine girmiş; normal hale gelmiş, ama restaurantlar henüz nasibini almamış bu indirimden, fiyatlar standardın çok üzerinde ama herşey o kadar güzelki onu görmezlikten gelebildik. Her biri 2 katlı yanyana taş evler, rengarenk panjurlar ve pencerelerden sarkan çiçekler, cumbalı butik oteller, nerdeyse tamamı tasarım harikası...

Tuval
Sonunda Tuval'e geri dönüp, başladık sipariş vermeye. Başlangıç olarak ege otları tabağı, peynir tabağı ve 4 çeşit mezeden oluşan karışık meze tabağı yanına bir şişe kırmızı şarap, derken bir şişe daha...Garsonların kibarlığı, yemeklerin sunumu, herşey çok güzeldi...Ana yemek olarak da hünkar beğendi söyledik, porsiyonlar biraz ufak olmakla beraber çok lezzetliydi. Yemekten sonra kısa bir yürüyüş daha yapıp, Alaçatı Havana Club'da birer mojito içtikten sonra, otelimize dönmeye karar veriyoruz. Yol boyunca yazlıkçılar tarafından alınıp, yaz bitince de terkedilen sokak köpekleri eşliğinde yürüyoruz, hepsi o kadar tatlıki, inanasım gelmiyor terkedilişlerine, kışın el ayak çekilinceki çaresizliklerine...Otelin girişine kadar bize eşlik ediyorlar, sonra malesef onları içeri davet edemeden kapatıyorum kapıyı yüzlerine...Aksi halde Baki Bey'in keyfi kaçabilir, aklınızda olsun evcil hayvan kabul edilmiyor buraya.
Bahçe sessiz, gökyüzünde binlerce yıldız, saat 2, yatma vakti.
Sabah güneş pencereden odayı aydınlattığından çok sonra gözlerimizi açabildik, saat 10:30'da Panda'nın bahçesinde kahvaltıya oturduk. Ev yapımı reçeller, peynir, kaşar, zeytin ve demli çayımızla geleneksel kahvaltımızı ettik, omlet, yumurta ekstra ücrete tabi.
Öğleye geliyordu kendimizi dışarı atabildik ve Alaçatı'nın diğer güzelliklerini görmek üzere arabamıza bindik, Ayayorgi koyuna ve ordaki plajları gezmeye koyulduk. Denizinin güzelliğiyle meşhur bu koydaki plajlardan Sole Mare Beach Club ve Cafe Pi çoktan sezonu kapatmışlardı, Paparazzi ise hala açık olan o koydaki kalabalık tek plajdı.

Alaçatı Port
Ayayorgi koyundan ayrılıp, Alaçatı'nın Port'una gittik. Manzara görülmeye değerdi. Sezonun sonuna geldiğimizden kimseler yoktu ama eminim yazın buraları cıvıl cıvıldır. Yol üzerinde sörf alanları ve sörf okulları vardı ki hava koşulları nedeniyle burası en iyi sörf merkezlerinden biri.
Buradan Çeşme'ye ilerleyip, yarın gitmeyi planladığımız Sakız Adası (Chios Island) için feribot bileti bakmaya karar veriyoruz.  Hemen Çeşme'nin sahilinde, meydandan biraz ilerleyince Ertürk Feribot ya da Ege Birlik, ikisi de aynı saatte hareketle gidiyor. Gidiş-dönüş sadece €10. Her gün sabah 9.30'da Çeşme Limanından hareket ediliyor, akşamüstü 17:00'de de Sakız'dan kalkıp, Çeşme Limanı'na getiriyor. Sadece 45 dakika sürüyor.
Biletlerimizi aldıktan sonra Çeşme Meydan'da sakızlı dondurmalarımızı yiyip, Alaçatı'nın ara sokaklarını bir kere de gün batmadan gezmek üzere Çeşme'den ayrılıyoruz. Akşam yemeği için Panda Otel'in sahibi Baki Bey'in önerisiyle ve hatta bizim adımıza yaptığı rezervasyonuyla Alaçatı’ya 20 dakika uzaklıkta, Ildır yolunda, Germiyan Yalısı denen mevkide Ada Balık-Fethi'nin yerine gidiyoruz. Son derece salaş kumun üzerine atılmış tahta sandalye masalarda, üzerimizde mekanın salaşlığına uygun kıyafetler, ayağımızda sandaletler, gayet samimi bir ortam, yanımızda deniz, biraz daha dalgalansa su ayağımıza değecek, şırıl şırıl dalga sesi, şansımıza dolunay da var. Bir aile işletmesi, garsonluk yapanlar aslında oranın genç sahipleri, son derece doğallar, ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Yemekler çok lezzetli olmamakla beraber, ortamın güzelliğiyle çok keyifli, fiyatlar Alaçatı'nın fiyatlarıyla karşılaştırılmayacak kadar uygun...Baki Bey'e bizi böyle bir yerle tanıştırdığı için teşekkür ediyor ve son kez doyamadığımız Alaçatı sokaklarına geri dönüp, birer içki de orda içyoruz. Alıyoruz fotoğraf makinamızı elimize ve kaldığımız yerden fotoğraf çekmeye devam ediyoruz.
Sabah erkenden kalkıp, Baki Beyle ve Panda Otelle vedalaşıp, Çeşme'ye hareket ediyoruz. Saat 09.00 gibi arabamızı hemen limanın yanındaki otoparka bırakıp, Schengen Vizeli pasaportlarımızla gümrükten geçiyoruz. Ertürk Feribot vaktinde gelmesine rağmen, taşıtları çıkarması uzun sürdüğünden zamanında kalkamıyor ve 9.30 yerine 10.00'da hareket ediyoruz.

Sakız Adasının tepeden görünüşü
Saat 11.00'e doğru Sakız Adası'na yanaşıyoruz. İner inmez kocaman bir kale karşılıyor bizi. Geniş bir yarım daire şeklinde yaklaşık 2 km uzunluğunda sahili var. Biz bütün o sahili yürüdükten sonra sağa kıvrılan yolu takip edip Grecian Castle Hotel'e giriş yapıyoruz. El çantalarımızı bırakıp hemen adayı keşfetmeye çıkıyoruz. Sahilde yan yana dizilmiş lokantalardan rastgele birine oturuyoruz. Türk olduğumuzu anlayınca, önümüze Türkçe menü koyuyorlar. Birbirinden lezzetli ve tam bizim damak tadımız olan mezelerinin yanında buz gibi bir şişe retsinamızı içtikten sonra kalkıp, ara sokaklara dalıyoruz. Siestaya denk geldiğimiz için bütün mağazalar kapalı, sıcağa aldırış etmeden elimizdeki haritalarla ara sokaklarda yürümeye devam ediyoruz. Derken çok yorulup, sahildeki cafelerden birine oturup frappemizi içip, kaldığımız otelin yardımıyla kiralayacağımız ATV'yi almak üzere otele dönüyoruz. Motorsiklet ehliyeti gerektirmediği için ATV kiralamayı tercih ediyoruz, sadece €5 farkla araba da kiralayabilirdik ama Sakız'ın köylerine gideceğimiz ve dar yollara istediğimiz gibi girmek için bunu tercih ediyoruz. Kullanmasını bilmiyoruz ama hemen öğretiyorlar kiraladığımız yerdekiler ve kasklarımızı takıp akşam yemeğimizi yemek üzere biniyoruz motorumuza. Xotzas's Tavern; adanın en meşhur tavsiye edilen lokantası. Limanın hemen yakınındaki Tourist Information'a "sadece bir gecemiz var, en çok nereyi tavsiye edersiniz yemek için?" dediğimizde aldığımız yanıt bu.
Limon ağaçlarının altında, salaş ve lezzetli yemeklerinin olduğu ve çalışanların son derece güleryüzlü olduğu bir mekan. Gayet keyifli uzun bir yemekten sonra dönüyoruz otelimize.
Ada Yunanistan'ın 4.büyük adası, irili ufaklı pek çok köyü var. Ama en çok görülmesi tavsiye edilen iki köyü; Pirgi ve Mesta.

Pirgi
Bu köyleri görmek üzere ertesi sabah 10.00 gibi çıkıyoruz yola, tabi o köylere giderken yol üzerinde önümüze çıkan köylere de giriyoruz. Çok doğal köy yaşamını, Yunan köylüsünü, görmek için ideal yerler. Özellikle Pirgi'nin kendine has otantik bir dokusu var, evlerin ve kiliselerin üzerindeki benzer motifler, o köye bambaşka bir kimlik kazandırmış.
Emborios
Pirgi tabelasından 6 km denize doğru gidiyoruz Emborios Koyu var, volkanik bir koy, taşlık ama pırıl pırıl bir deniz, harika bir manzara eşliğinde 2-3 tane yanyana şirin restaurant-cafeden ibaret ama görülmesini hatta denize girilmesini ve bir şeyler atıştırılmasını mutlaka tavsiye ederim.




Mesta
Pirgi'den Mesta'ya giderken yaklaşık 6-7 km sonra Olympi köyünü görüyoruz. Buraya kadar gelmişken mutlaka görülmeli. Buradan yaklaşık 5 km sonra da Mesta'ya varıyoruz. Mesta da oldukça şirin ve keyifli. Birer kahve içip, gezindikten sonra motorumuza binip limanın yolunu tutuyoruz.

Limanın çok yakınında sakız satan irili ufaklı dükkanlardan birine girip, sakız ve sakız muhteva eden lokum, kurabiye vs. alıp, ATV'yi kiraladığımız acentayı arayıp, limanda teslim etmek istediğimizi söylüyoruz. Bizi kırmıyorlar. Teslim edip, 17.00'de kalkmakta olan feribotumuza binerek, Çeşme'ye geri dönüyoruz. Çeşme'den ayrılmadan birer kumru atıştırıp yola öyle çıkıyoruz.
3-4 günlük bir kaçamak için bu turu herkese tavsiye ederim. Tek ihtiyacınız olan geçerliliği olan bir pasaport ve vize. Eylül ayı bu tur için çok idealdi bence ama kalabalıktan hoşlananlar için Temmuz ve Ağustos'u öneririm.

2 yorum:

  1. hehe valla bayıldım yazına. çeşmeyi en sevdiğim şekilde gezmişsiniz..alaçatı rum butik evlerde konaklama, tuvalde yemek ve tabi ki mojito :). sakız adasına hiç gitmedik, çeşme tatili ile birleştirme fikri harikaymış. çok sağol bu güzel yazı ve fikir için :)

    http://tuzvekarabiber.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  2. Slotomania is super-quick and handy to entry and play, wherever, anytime. Slotomania is a pioneer in the slot trade - with over 11 years of refining the sport, it 카지노사이트 is a pioneer in the slot sport trade. Many of its competitors have adopted related options and methods to Slotomania, corresponding to collectibles and group play. HoF Legends is our in-game item assortment function and has quickly turn out to be the most well-liked addition to our free slot video games. Upgrade your assortment of legendary legendary beings by amassing chests and tokens. You'll receive a day by day bonus of free cash and free spins every time you log in, and you may get} even more bonus cash by following us on social media.

    YanıtlaSil